| Kuruluşumuz |
|
|
|
| Yazar yönetici | |||
| Pazar, 11 Ocak 2009 22:39 | |||
|
TÜRKİYE'DE MEMUR SENDİKACILIĞININ KISA TARİHİ OSMANLI İMPARATORLUĞU DÖNEMİ Dünyada ilk toplu iş sözleşmesi 1766 yılında Kütahya'da imzalanmıştır. Kütahya'daki çini atölyesi sahipleri ile buralarda çalışan kalfa ve çıraklar arasında 1766 yılında imzalanan toplu iş sözleşmesi belgelerinin son yıllarda bulunmuş ve dünya sendikacılık tarihinin yeniden yazılmasını gerekli kılmaktadır.
İngiliz Sosyal Bilimler Enstitüsü, tarihteki ilk toplu iş sözleşmesinin 1815 yılında İngiltere'de imzalandığını iddia etse de Kütahya'da bir müzenin arşivinde ortaya çıkan belge, bu tarihten 49 yıl öncesine aittir. Dolayısı ile çalışma ilişkilerinde işçi ve işverenlerin hak ve ödevlerinin belirlendiği ilk yazılı belge olma özelliği taşımaktadır.
Bu açıdan bakıldığında ülkemiz sendikacılığa çok yabancı değildir. Hatta Ahilik, Lonca Teşkilatları gibi örgütlenmelerle işveren ve çalışan örgütlenmesinin beşiğidir.
Osmanlı İmparatorluğu'nda sendikalar 1908 yılında İkinci Meşrutiyet'in ilan edilmesinden sonra ortaya çıkmış ve yaygınlaşmıştır. 1908 yılında çıkarılan bir geçici kanun (Tatil-i Eşgal Cemiyetleri Hakkında Kanun-u Muvakkat) ve 1909 yılında çıkarılan Tatil-i Eşgal Kanunu ile kamuya yönelik hizmetlerde çalışan işçilerin sendikalaşması yasaklanmış, grev ise yasaklanmamıştır. Grev yapabilmek, bir ön uzlaştırma sürecinden geçme koşuluna bağlanmıştır. 1936 yılına kadar yürürlükte kalan bu yasada yer alan sendikalaşma yasağının çiğnenmesi durumunda verilen ceza, bir haftadan 6 aya kadar hapis veya 1 liradan 25 liraya kadar para cezası olarak belirlenmiştir.
Osmanlı İmparatorluğu'nda sendikacılık hareketi 1913 yılından sonra gerileme göstermiştir. Bunun nedeni, savaşlara bağlı olarak ülkede yaşanan ortamdır. Ülkede işçi sayısının sınırlı olması, işçilerin önemli bir bölümünün köylerinde hala arazilerinin bulunması, çalışan kesimin topraktan tam olarak kopmasını engellemiştir. Birçok kişinin daha ilk kuşak işçi olması; işçilik geleneği ve bilincinin yerleşmemiş olması bilinen anlamdaki sendikacılığın bu dönemde gerilemesine neden olmuştur. Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesinin ardından İstanbul ve yöresinde sendikal faaliyette yeniden bir canlanma görülmüştür.
1919 yılından itibaren işgal altındaki İstanbul'da çeşitli sendikalar kurulmuştur. Bunların bir bölümü siyasi yönlendirme altında, bir bölümü işverenler tarafından denetlenen sendikalardı. Bazı sendikalar da Kurtuluş Savaşımızı desteklemişlerdir.
Bu dönemde birbiri ardı sıra gelmiş olan savaşların çalışma ve yaşama koşullarında meydana getirdiği gerileme de sendikalara duyulan ihtiyacı artırmıştır. Bu nedenlere bağlı olarak, 1919-1922 yıllarında sendikalar kurulmuş ve önemli grevler ve eylemler gerçekleştirmiştir.
CUMHURİYET DÖNEMİ
1923-1946 Yılları
Türkiye Cumhuriyeti, işgal güçlerine karşı verilen başarılı Kurtuluş Savaşı sonucunda kuruldu. İşgal güçlerinin dayattıkları ve Osmanlı İmparatorluğu'nu paramparça eden Sevr Antlaşması yırtıldı, Türkiye Cumhuriyeti'ni kabul ettiren Lozan Antlaşması imzalandı. Bunun ardından, Türkiye Cumhuriyeti'nin bütünlüğünü ve bağımsızlığını güvence altına alacak atılımlar gerçekleştirilmeye başlandı.
Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğindeki güçler, Osmanlı'dan devraldıkları dağınık toplumdan, çağdaş Türk milletini oluşturma mücadelesine giriştiler. Hakimiyetin kayıtsız şartsız milletin olduğu anlayışı yerleştirilmeye çalışıldı. Hayatta en hakiki yol göstericinin bilim olduğu yaygınlaştırıldı. Tüm bu büyük dönüşümler, toplumsal bilincin yeterince güçlü olmadığı koşullarda, Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğindeki bir grup vatansever ve fedakar insanın çabalarıyla gerçekleştirildi.
1925 yılında, bazı yabancı güçlerin de desteklediği, Şeyh Sait ayaklanması başladı. Şeyh Sait'in açıkça belirttiği hedefi, Mustafa Kemal Paşa'nın önderliğinde gerçekleştirilen bu köklü ve önemli değişime engel olmak ve ülkede dine dayalı yeni bir devlet kurmaktı. Ayrılıkçı Kürt milliyetçileri de bu ayaklanmayı desteklediler. Ayaklanma bastırıldı; Türkiye Cumhuriyeti bütünlüğünü ve bağımsızlığını korudu. Ayrılıkçı Kürt milliyetçilerinin İngiliz destekli bu ayaklanması, ülkemizdeki demokratikleşme sürecine büyük zarar verdi. Ayaklanmaya karşı çıkarılan Takrir-i Sükun Yasası'nın verdiği yetkiler kullanılarak, birçok işçi örgütünün faaliyeti engellendi.
Ancak bu yıllarda güçlü işçi örgütlerinin kurulmamasının veya yaşamamasının asıl nedeni, bu tür yasaklar ve uygulamalar değildir. Bu yıllarda nüfuz az, toprak çoktu. Trablus ve Balkan Savaşları'nın ardından Birinci Dünya Savaşı ve Ulusal Kurtuluş Savaşı yaşanmıştı. Onbinlerce genç, şehit veya gazi olmuştu. Birçok insan, savaşlar süresince hastalıktan ölmüştü. Böyle bir ortamda sendikaların güçlenmesi için uygun toplumsal iklim henüz oluşmamıştı.
1946-1961 Yılları
"Takrir-i Sükun" (1925) yasaklarını izleyen ve yeniden oluşum süreci içine girilen zamanda varlık gösteremeyen memur örgütleri 1946'da yeniden boy vermeye başladılar. Mahalli düzeydeki öğretmen dernekleri 1946'da "Türkiye Öğretmen Dernekleri Milli Federasyonu"nu kurdular. Ancak bu örgütlenmeler, çeşitli baskılar nedeniyle yeterince etkin olamadılar.
1961-1971 Yılları
1961 Anayasası'nın 46. maddesi sendikalaşma hakkını işçilerle birlikte memurlara da tanımıştı. Anayasanın bu hükmü uyarınca, 1965'te çıkarılan 624 sayılı "Devlet Personeli Sendikaları Kanunu" toplu sözleşme ve grev haklarını içermiyor, öte yandan işyeri, meslek ve statü (kademe) temelinde örgütlenmeye olanak veriyordu. Bu durum, tam bir sendika enflasyonuna neden oldu ve 1971'e kadar devam eden bu ilk sendikalaşma döneminde 600 civarında memur sendikası kuruldu.
Birleşen bazı sendikalar "Türkiye Kamu Personeli Sendikaları Konfederasyonu" ve "Türkiye Devlet Teşekkül ve Teşebbüsleri Personel Sendikaları Konfederasyonu" adıyla üst örgütlenmeler oluşturdular.
12 Mart 1971 darbesinin ardından, 20.09.1971 tarihli Anayasa değişikliği ile Anayasanın 46. maddesindeki 'çalışanlar' ibaresi yerine 'işçiler' ibaresinin konulmasıyla ve 119. maddesinin de "memurlar... siyasi partilere ve sendikalara üye olamazlar" biçiminde değiştirilmesiyle memurların sendikalaşma hakkı ortadan kaldırıldı. Anayasanın geçici 16. maddesiyle de daha önce kurulmuş olan memur sendikalarının faaliyetlerinin sona erdirildiği hükme bağlandı.
1971-1980 Yılları
1971'de sendika hakkının böylece ortadan kaldırılmasının ardından memurlar, 1980'e kadar sürecek olan yeni bir dernekleşme sürecine girdiler. 1971-1980 döneminde de tıpkı sendikalı dönemde (1965-1971) olduğu gibi, bu kez de POL-BİR, Akıncı Memurlar Derneği, Ülkücü Kamu Görevlileri Güç Birliği Derneği gibi bir çok memur derneği kuruldu.
1980-2001 Yılları ve Türkiye Kamu-Sen Kuruluyor
12 Eylül darbesi tüm işçi örgütlerine olduğu gibi, memur derneklerine de ağır darbeler vurdu, dernekler kapatıldı. Binlerce memur, örgütsel faaliyetlerinden ötürü cezaevlerine dolduruldu, baskıya uğradı. Derneklerin mal varlıklarına el konuldu.
12 Eylül 1980 darbesi ülkenin geleceği, Türk milletinin dünya milletleri arasında hak ettiği yeri alması amacıyla çalışan vatansever, milliyetçi insanları üzmüştür. Üzülen insanlar arasında kamu çalışanları da bulunmaktadır.
1982 Anayasasının 51. maddesi sendika hakkını sadece işçilere ve işverenlere tanımış ama memurlara yasaklamamıştı. 1985 yılında bilim adamlarının kamu görevlilerinin sendikal örgütlenmelerinin ve sendika kurmalarının önünde Anayasal bir engel olmadığı, uluslararası sözleşmelerin ve 1982 Anayasası'nın 90. maddesinin kamu görevlilerine sendikal örgütlenme hakkı tanıdığı yönünde yapılan yorumlar ve açılımlar kamu çalışanları arasında yankısını bulmuş, sendikal örgütlenme çalışmalarının yönlendirilmesine katkısı olmuştur.
1980 sonlarında kamu görevlileri bir taraftan kurduğu derneklerle sendikal örgütlenme faaliyetlerini yürütürken, diğer taraftan da eylem ve güç birlikleri oluşturarak kendi ekonomik ve sosyal haklarına sahip çıkma temelinde, eylemli bir sürece girmişlerdir.
Milletine hizmet etmeyi en büyük amaç edinmiş Türk kamu çalışanı, yasakçı zihniyetin azaldığı 1985'li yıllardan sonra örgütlenmeye başladı. Bu çalışmalar, 1987 yılında kamu çalışanlarının tümünü bir araya toplayacak bir örgüt halini aldı. Sendikal örgütlenmenin mümkün olmadığı bu dönemde vakıf kurulmasına kadar verilerek 6 Mart 1989 tarihinde Türkiye Kamu Çalışanları Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı kuruldu.
Vakfın kurucu Genel Başkanı Ali IŞIKLAR; "Türkiye'de kamu çalışanlarının sendikal haklarını elde edebilmesi için öncelikle kamuoyunun oluşturulması ve kamu çalışanları nezdinde iyi bir alt yapı çalışmasının yapılması gerekiyordu. Bu nedenle Türkiye Kamu Çalışanları Vakfı'nı kurduk" diyerek, sendikal temelin oluşum amacını açıklamıştır.
Vakıf, kamuoyu oluşturmak ve kamu çalışanlarının bilgilenmesini sağlamak amacıyla bugün de yayınını sürdüren Kamu Çalışanları Dergisi'ni çıkarmış, konferans, seminer, bilgilendirme toplantıları gibi çalışmalar yapmıştır.
Bu dönemde TÜRKAV'ın koordinatörlüğünde, sendikal faaliyetler hazırlık komisyonu oluşturuldu ve TBMM'ne sunulmak üzere "Kamu Personeli Sendika Kanunu Tasarısı" hazırlandı. Uluslar arası Çalışma Teşkilatı (ILO) normlarına uygun olarak hazırlanan kanun tasarısına uygun, tüzük çalışmaları başlatıldı.
Vakıf, hazırlanan yasa tasarısına istinaden bir konfederasyon kurulmasına ve adının "TÜRKİYE KAMU ÇALIŞANLARI SENDİKALARI KONFEDERASYONU" olarak belirlenmesine karar verdi. 14 iş kolunda yapılandırılan sendikalar, kuruluş dilekçelerini 18 Haziran 1992 tarihinde Ankara Valiliğine verdiler. 14 sendikanın bir araya gelmesiyle de 24 Haziran 1992'de Türkiye Kamu-Sen kuruldu. Böylece memur sendikacılığı için yeni bir çığır açılmış oluyordu. 27 Haziran 1992 tarihinde düzenlenen basın toplantısı ile sendikalar ve konfederasyon, kamuoyuna tanıtıldı.
Kurucu Genel Başkan Ali IŞIKLAR basın açıklamasında; "Sendikal haklar; sendika kurma, toplu sözleşme ve grev hakları aynı anda bir arada bulunduğu taktirde gerçek anlamada sendikal hakların varlığından söz edilebilir. Toplu sözleşme ve grev hakkından mahrum bulunan bir sendikanın herhangi bir dernekten farkı olmayacaktır" diyerek temel amacı ortaya koydu.
Türkiye Kamu-Sen'in ilk yılları "Kamu Personeli Sendikalar Kanunu"nun çıkarılması için siyasi çevreler ve kamuoyuna yönelik yoğun çalışmalar yapılarak geçti.
Kanunun çıkması için DYP-SHP hükümeti Başbakanı Süleyman DEMİREL'le yapılan görüşmelerde Sayın DEMİREL; "Memurlara muhakkak surette sendikal hakları verilecektir. Ancak bu hakların en iyi şekilde kullanılabilmesi için mevzuatta bazı değişikliklerin yapılması gerekmektedir." diyerek isteklerimizi "Demirel usulü" zamana yaymıştır.
Siyasi zeminlerde sendikal hakların aranması aşamasında, muhalefette olan bütün siyasiler; Bülent ECEVİT, Deniz BAYKAL, Tansu ÇİLER, Mesut YILMAZ, Necmettin ERBAKAN memurun tüm sendikal haklarına yeşil ışık yakıyor, iktidar olduklarında ise zaman istiyorlardı.
Ücret zamlarını protesto için toplu viziteye çıkma, oturma, bordro yakma, tabut taşıma, yürüyüş, iş bırakma, siyah kurdele takma, hükümete yardım kampanyası başlatma gibi eylemlerden sonra 13 Temmuz 1993 günü Türkiye Kamu-Sen yöneticileri, sendikal ve demokratik haklar için ölüm orucu'na başlamayı kararlaştırdılar.
Kamu çalışanlarının yoğun eylemlilik süresi 18 Eylül 1993 "Kocatepe Mitingi" ile doruk noktasına ulaşıyordu. Sendikal haklarla ilgili 5 Şubat 1994 Konya Mitingi, 21 Şubat 1994 Kapalı Salon Toplantısı ve hükümete oy vermeme kampanyası, 5 Nisan kararlarına karşı 17 Aralık 1994'te "Yorganınızı Satın Gelin" sloganıyla Diriliş Mitingi yapılıyordu.
Miting sonrası siyasi parti başkanları; ANAP Genel Başkanı Mesut YILMAZ, DYP Genel Başkanı ve Başbakan Tansu ÇİLLER, DSP Genel Başkanı Bülent ECEVİT, RP Genel Başkanı Necmettin ERBAKAN ve MHP Genel Başkanı Alparslan TÜRKEŞ'le görüşülüyordu.
Miting ve görüşmeler sonucunda Türkiye Kamu-Sen, kamu çalışanlarının yegane temsilcisi olarak hükümet ve siyasi partilerce muhatap kabul ediliyor, kamu çalışanlarının sorunları karşılıklı olarak tartışılıyordu.
Siyasi partiler, kamu çalışanlarının sendikal hakları ile ilgili taleplerini müspet karşılıyor; Başbakan, konfederasyon yetkilerine verdiği sözü kısmen yerine getirmek için onaylanmış bütçeye ilave 80 trilyonluk ek kaynak bularak maaşlara zam yapma sözü veriyordu. Ek zam, kamu çalışanlarının örgütlü mücadelesi sonucunda kazanılmış bir hak olarak yerini alacaktı.
Miting sonrası özellikle Anavatan Partisi, kamu çalışanlarına sendikal haklar konusunda daha olumlu tavır izlemeye başladı. Türkiye Kamu-Sen yönetici ve üyelerine yönelik baskı azaldı. Sürgünler durduruldu. Bu konuyla ilgili dönemin Devlet Bakanı Bekir Sami DAÇE görevlendirildi. Bu kazanımlar sonrasında kamu çalışanları Türkiye Kamu-Sen'e akın akın üye oldu.
553 şube başkanının katılımıyla 24-26 Mart 1995 tarihinde Ürgüp'te Türkiye Kamu-Sen Genişletilmiş Şube Başkanları Toplantısı yapıldı. Kamu çalışanlarının gözü kulağı toplantıdan çıkacak kararlara yöneldi. Bu toplantıda da grevli, toplu sözleşmeli sendikal hakların verilmesi istendi. Bunun için TBMM'de grubu bulunan siyasi partilere çağrıda bulunuldu. Bu tarihlerde MHP Genel Başkanı Alparslan TÜRKEŞ, "memura grevli toplu sözleşmeli sendikal haklar verilmesi" gerektiği yönündeki parti görüşünü kamuoyuna duyurdu.
Yoğun çalışmalar sonucunda 13 Temmuz 1995 günü sabaha karşı, Anayasa değişiklikleri kabul ediliyor, kamu çalışanlarına sendika kurma yasağı içeren 53. madde değiştiriliyordu. Anayasa değişikliği memurlara örgütlenme hakkı tanıyor, ancak toplu sözleşme ve grev hakkı kanunla yasaklanıyordu. Her nedense iktidar olanlar, memurların tam teşekküllü örgütlenme haklarına sıcak bakmıyorlardı. Bu değişiklik yeni bir mücadelenin habercisi oldu: "Grevli Toplu Sözleşmeli siyaset hakkına sahip sendikal haklar."
21 Ekim 1995 tarihindeki Zulme ve Sefalete Son, Kızılay Mitingi; Ücret dengesizliği, sürgün, kıyım, kamu çalışanları için sendika yasasının çıkartılması konularının işlendiği büyük miting gelmiş geçmiş en büyük kamu çalışanı mitingi oldu. Kızılay meydanı, yüz binlerce insan tarafından dolduruldu. "İşte Memur, İşte Sendika" sözleri Ankara'da her yeri inletiyordu. Türkiye Kamu-Sen, her türlü ideolojik görüntüden uzak "Türkiye sevdamız, ekmek için kavgamız", "Bizim ilkemiz, önce ülkemiz" pankartlarıyla hak, hukuk ve adalet mücadelesi veriliyordu.
ANAYOL ve REFAHYOL hükümetleri dönemlerinde Kamu Çalışanları Sendikaları Yasası çalışmaları tartışması devam etti. Türkiye Kamu-Sen ve diğer kurulan konfederasyonlar dönemin Çalışma Bakanı Necati ÇELİK'le yasayla ilgili müzakereleri sürdürdüler. Ancak önceki dönemlerde sendikacılık yapmış bakan, grev ve toplu sözleşme hakkı olmayan bir yasayı meclise sundu. Ne tezattır ki; aynı bakan, ANASOL-D hükümeti zamanında meclise sunulan yasaya da "Grev ve Toplu Sözleşme Hakkı Yok" diyerek karşı çıkacaktı.
Türkiye Kamu-Sen'in 17-19 Ekim 1997'de Didim'de yaptığı Genişletilmiş Şube Başkanları Kurulu toplantısında ölüm orucu dahil eylem kararları alındı. Eylemler 12 Kasım 1997'de başladı. Bütün illerde geniş katılımlı kitlesel basın açıklamaları yapıldı. Bu baskılardan iktidar partileri rahatsız oldu. Partilerin il yöneticileri, genel merkezlerini arayarak bölgelerindeki Türkiye Kamu-Sen'in örgütlü gücünü ve tepkisini bildirdiler.
ANAP Başkanlık Divanı, Türkiye Kamu-Sen yöneticileriyle görüşme kararı alarak, memur talepleri karşısında daha fazla direnilemeyeceğini kabul etmiş oldu. Bu görüşmeler sonucunda 20 Kasım 1997 günü 1997/70 sayılı Başbakanlık Genelgesi yayınlandı. 27 Kasım 1997'de Başbakan Mesut YILMAZ, bir kez daha Türkiye Kamu-Sen yöneticileriyle görüştü. Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu tasarısı öncelikli görüşülerek tasarılar arasına alındı. Buna mukabil Türkiye Kamu-Sen'den eylemlerin durdurulması istendi.
Kamu Çalışanları Sendikaları Yasa Tasarısı, 15 Ocak 1998'de TBMM'de görüşülmeye başlandı.Tasarı görüşülürken mecliste uzun süren tartışmalar oldu. Siyasi partiler, yine politik davranıyorlardı. Yasa ile ilgili tartışmalar devam ederken Türkiye Kamu-Sen tarafından 10 Ocak 1998 tarihinde "2000'e doğru Kamu Çalışanları Sendikacılığına Bakış" konulu panel düzenlendi. Panele dönemin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Prof. Dr. Nami ÇAGAN konuşmacı olarak katıldı. Tasarının en kısa sürede yasalaşacağı sözünü verdi.
TBMM'de tasarının görüşülmesi sırasında muhalefet, memurlara grevli ve toplu sözleşmeli hakların tanınması konusundaki ısrarını sürdürdü. İktidar ise bu ibarenin konulması için Anayasa değişikliği gerektiğini belirtiyordu. CHP ve RP, tasarının Anayasa Komisyonu'na iade edilerek yasanın hayata geçmesini ertelemek istedi.
Türkiye Kamu-Sen, yasanın çıkarılmasını engelleyen CHP'yi Genel Merkezi'ne siyah çelenk koyarak protesto etti. CHP ve ANAP arasında yapılan erken seçim pazarlıkları, Kamu Çalışanları Yasa Tasarısı'nın pazarlık konusu içersine alınmasına neden oldu. 28 Mart 1998'de "Kamu Çalışanları Sendika Yasa Tasarısı" görüşmeleri tamamlanamadı ve kadük kaldı.
57'inci Hükümet ve Kamu Görevlileri Sendikası Yasası
DSP-MHP-ANAP tarafından kurulan koalisyon hükümeti, kadük kalan tasarıyı tekrar TBMM gündemine getirdi. Türkiye Kamu-Sen'de önceki dönemlerde başkan ve yönetim kurulu üyeliği yapmış, başta sayın Ali IŞIKLAR olmak üzere, bir çok milletvekilinin yoğun çabaları sonucunda 25 Haziran 2001 günü 4688 sayılı Kamu Çalışanları Sendikaları Kanunu kabul edildi ve 12 Temmuz 2001 tarihli ve 24460 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi.
Kanunlaşma aşamasında Türkiye Kamu-Sen, toplu pazarlığın yetkili konfederasyon tarafından yapılması, sendika üyesi olamayacak kamu görevlilerinin kapsamının daraltılması, toplu görüşme sonucunda mutabakat metninin uygulanması için yaptırım konulması hususunda, dayanışma aidatı getirilerek sendikalı sendikasız ayrımının yapılması ve kazanılmış haklardan yalnızca sendika üyelerinin yararlandırılması konularında ısrarcı olmuştur. Türkiye Kamu-Sen'in ısrarla üzerinde durduğu bu önemli hususlar bugün de tartışılmaktadır.
Her ne kadar eksiklik ve aksaklıklarla dolu bir kanun da olsa 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Kanunu, memurların sendikal örgütlenme hakkının, kamu görevlileri sendikaları ile kamu işveren tarafının müzakereler yapmasının ve memurların haklarının geliştirilmesinin önünü açan yasal bir düzenleme olması açsından son derece önemlidir. Eğer 2001 yılından sonra iktidara gelen hükümetler, 57. Hükümet döneminde gösterilen kararlılığın bir benzerini göstermiş olsalardı, bugün kamu görevlileri grev ve toplu sözleşme hakkını da içeren bir sendikalar kanununa sahip olurdu. Ancak ne yazık ki, o tarihten sonra iktidara gelenler, kamuoyu önünde söz vermelerine rağmen, türlü bahaneler üreterek Türk memurunun hak ettiği ve yıllardır umutla beklediği düzenlemeleri yapmakta ayak diremektedirler.
Türk memurunun ümidi olan Türkiye Kamu-Sen, 4688 sayılı kanunun yasalaşması sürecinde gösterdiği kararlılığı ve eylemliliği, şimdi de toplu sözleşme ve grev hakları için aynı etkinlikle sürdürmektedir.
TÜRKİYE KAMU-SEN'İN SENDİKAL ANLAYIŞI
Hak olgusunu, yerine getirilen görevlerin ve yüklenilen sorumlulukların bir gereği kabul edip, üretici, yol gösterici ve hak ettiğini almasını bilen bir sendikacılık anlayışı,
Sendikal hakları; sendika kurma hakkı, toplu sözleşme hakkı ve grev hakkını bir bütün olarak gören ve üçünün de aynı anda bir arada bulunması gerektiğine inanan bir sendika anlayışı,
Sendikal hareketin odağında çalışanların hak ve menfaatlerinin korunması ve geliştirilmesi olması gerektiğine inanan; dolayısı ile sendikal hareketi temel hedefinden saptıracak her türlü suiistimale taviz vermeyen bir sendika anlayışı,
Üyelik hakkı hususunda kamu çalışanları arasında herhangi bir ayırım gözetmeyen, bütün kamu çalışanlarını kuşatabilecek KİTLE sendikacılığı anlayışı,
Yasaksız, gerçek anlamda demokratik, katılımcı ve hür bir sendikacılık anlayışı,
Siyaset yapma serbestisi bulunan, ancak siyasi kuruluşlara paravan ve piyon olmayan bir sendika anlayışı,
Mesleki taassuptan uzak, genel menfaati gözeten, güçler ayırımı yerine güç birliği prensibinin hakim olduğu bir sendika anlayışı,
Bütün çalışanların her şeyden önce bir insan olduğu dikkate alınarak mevki, makam ve ünvan farklarını çalışanlar arasında herhangi bir ayrıcalık sebebi saymayan bir sendikacılık anlayışı,
Türk Milletinin ebediyyen hür ve bağımsız yaşamasını esas alan, Türk Devletinin ülkesi ve milleti ile bölünmez bir bütün olduğu ilkesinden asla taviz vermeyen bir sendika anlayışı,
Her türlü faaliyetlerinin özellikle üyelerinin ve herkesin denetimine açık gerçek anlamda şeffaflık ilkesinin hakim olduğu bir sendikacılık anlayışı.
TÜRKİYE KAMU-SEN'İN İLKELERİ
Toplu sözleşmeli ve grevli sendikal hakların elde edilmesi,
Eşit işe eşit ücret ilkesinden hareketle en düşük ücretin, çalışanların uygarca yaşamasını temin edecek seviyeye getirilmesi ile ücret sisteminin liyakat, iş güçlüğü, iş riski, kıdem gibi adil kıstaslara dayandırılması ve ücretleri enflasyona karşı koruyucu tedbirlerin alınması,
Personel Rejimi'nin çalışanların ihtiyaçlarına cevap verebilecek ve günün şartlarına uygun tarzda ıslahı veya yeniden düzenlenmesi,
Kamu çalışanlarının tayin, nakil, terfi ve işe alınması gibi durumlarının kanun garantisi ile teminat altına alınarak, siyasal iktidarların keyfi uygulamalarından kurtarılması,
Kanun hakimiyetinin sağlanması ve devlet otoritesinin tesisi yönünden, her nerede olursa olsun kamu çalışanlarının can güvenliklerinin korunmasına büyük hassasiyet gösterilmesi ve can güvenliği olmayan bölgelere istek dışında tayin yapılmaması.
TÜRKİYE KAMU-SEN'İN KAZANIMLARI
|
|||
| Cumartesi, 30 Mayıs 2009 09:16 tarihinde güncellendi |






